dün gece yakın bi arkadaşımın doğum günü vardı. gidip gitmemek arasında kararsızdım ama alınmasını istemediğimden üşenmeyi bırakıp, hazırlanıp gittim.
kimleri çağıracağını daha önceden sormuştum. konuşmadığım bikaç insan var okuldan. varlıklarından bile rahatsız oluyorum, onların gelip gelmeyeceğini öğrenmek istemiştim. cevap vermeyip, geçiştirmişti.
8 gibi evden çıktım, taksimde başka bi arkadaşımla buluştum, hediye mediye faslını halledip onların yanına geçtik. konuşmadığım insanlardan biri ordaydı. şu yazıda biraz anlatmıştım onu. milletle selamlaşırken, onu görmezlikten gelmek komik olcaktı, onu da öptüm. doğum günü sahibi işgüzar arkadaşım sağolsun, barıştırmak için yanına oturttu beni.
bütün gece nasıl geçicek, yalandan konuşmak zorunda mı kalıcaz derken hiç beklemediğim biri içeri girdi.
batman!
bi kurbağayı alıp, 100derecede fokur fokur kaynar suya attığınızı düşünün. suya değmesiyle nasıl sıçradığını bi de.
aynen öyle bi tepki verdim. öyle bi ayağa kalkışım vardı ki, tansiyonum düştü herhalde, etraf kapkara oldu.
öpüp, "senin geleceğini hiç bilmiyodum" dedim. gerçekten bilmiyodum çünkü doğum günü sahibi benim arkadaşım ve ikisini geçen seneki doğum gününde ben tanıştırmıştım. bi ortak arkadaşları var gerçi ama o günden sonra en fazla bi kere görüşmüşlerdir herhalde. ayrıca facebooktaki doğum günü event'inde de davetli değildi, çok şaşırdım o yüzden.
"ben senin geleceğini biliyodum" dedi, karşıma oturdu. o doğum günü sahibi işgüzar arkadaşım ve diğer ortak arkadaşıyla konuşurken ben onu süzdüm.
aynen hatırladığım gibiydi. sadece daha da yakışıklı.
gözleri daha parlak, saçları daha şekilli.
ama kokusu aynı. aramızdaki 1metre mesafeye rağmen, onca kişi arasında ayırt edebiliyodum hala kokusunu.
sonra bana döndü, nasıl olduğumu sordu. gülümseyip, havadan sudan konuştuk.
birileri daha geldi, bahaneyle yerleri değiştik, batman'le yanyana oturduk.
sayının artmasıyla beraber o kadar yakındık ki, vücudumun ona değen kısmındaki sıcaklık 40dereceye ulaştı sanırım.
gece boyunca benimle ilgili hiç bi detayı unutmadığını vurguladı sık sık.
sevdiğim bi şarkı çıktı, gülümsedi, "geçenlerde bi yerde otururken güzel bi şarkı çıktı, merve duysa bunu çok severdi dedim" dedi.
ya da benim onla konuşurken kullandığım kelimeleri taklit etti, o günlerden konuştuk.
masadakileri gösterip, "bu gecenin en güzeli sensin herhalde" diye iltifat etti, sevindim. sanki en son dün görüşmüşüz gibiydi. sanki ayrılalı 8 ay olmamıştı.
gece boyunca sadece ikimizdik sanki, sadece ikimiz konuştuk. bi ara eli belimdeydi, benim elim onun bacağında. konuşurken burnu burnuma o kadar yakındı ki, uzanıp onu öpmemek için kendimle ne kadar savaş verdiğimi anlatmam mümkün değil. bişeyler anlatıp, anlattıklarına gülerken, aniden ağlamaya başlayıp "seni çok özledim" demem an meselesiydi. kaç kere dilimin ucuna geldi, kaç kere kendimi tutup başka bişeyden bahsettim sayamadım bile..
bi ara bişey oldu, kolunu sıktım. "bu seferki acımadı. genelde acıtına kadar sıkardın sen." dedi "çünkü acıtmak için yapmadım, dokunmak istedim sadece. seni özlemişim." dedim. "ben de seni özlemişim." dedi...
kaçta eve döneceğimi sordu, ordan başka bi yere gideceğini söyledi.
- sen gitmemi istemiyosun galiba?
- ben sana ne zaman bi yere gitmeni istemediğini söyledim ki?
- haklısın, hiç söylemedin.
saat 11i geçti, o ve ortak arkadaşımız ayaklandı. ben de kalktım, beraber çıktık.. yürürken konuştuk, güldük..
"nasıl gideceksin" diye sordu, ileriden bi taksiye binip gidebileceğimi söyledim.
arkadaşı "o zaman seni taksiye kadar geçirip öyle gidelim biz de" dedi.
"gerek yok siz gidebilirsiniz" dedim.
"saat daha 12 bile olmadı, bu saatte beşiktaşta kaybolmazsın herhalde" dedi.
"kaybolmam" dedim.
yanağımdan ve dudağımın kenarından öptü, karşıya geçti.
ben arkalarından baktım.
kulağıma kulaklığı takıp, bu şarkıyı dinlemeye başladım.
ağladım.
ne kadar yürüdüğümü hatırlamıyorum.
sanırım aynı şarkıyı 5.6. dinleyişimden sonra bi taksinin kornasını duyup, kendime geldim, binip eve geldim.
aramızdaki hiçbişeyin ölmediğini, sadece rafa kaldırdığımızı anladım.
onu ne kadar özlediğimi, ve yanında ne kadar muhteşem hissettiğimi de.
ama onda hep aradığım ve bulamadığım şeyi de hatırladım.
hangisi daha çok canımı acıttı, hangisine ağladım bilmiyorum.
herşeyi diri diri toprağa gömmüş ve havasızlıktan ölmelerini beklemem mi?
yoksa onun hiç bi zaman beni merak edip, taksiye bile geçirmeyecek kadar üzerime titremeyecek oluşunu mu?
bi psikiyatrist, insanların aşkta aradığı şeylerle ilgili teorisini anlatmıştı bana. "sadece kendi görüşüm, mesleki bi tespit değil, adımı vermeden anlatabilirsin"demişti.
anladığım kadarıyla çok kısaca ve kendime uyarlayarak anlatıyorum.
aradığım 3 şey var.
1.si zeka. karşımdaki insana aşık olabilmem için bu şart. önce zeki olduğunu bilmem ve ona hayran olmam gerek. bu olmadan değer veremiyorum ben. küçük görüyorum, soğuyorum.
2.si çekicilik. ten uyumu, cinsellik, beğenmek.. ne derseniz deyin buna. çok yakışıklı da olsa çekici gelmeyebilir bi insan. ben çekiciliği arıyorum. dokunduğumda parmak uçlarımı yakacak kadar.
3.süyse şefkat. üzerime düşmesi, beni gözünden sakınması, merak etmesi, değer vermesi.. ne zaman ihtiyacım olsa yanımda olacağını bilmek, sarılıp güven bulmak.. sanırım en büyük açlığım buna.
şu ana kadar hep 3ünden en az birini barındıran insanlarla çıktım.
ilk defa batman'de ikisi birden vardı. hem çok zeki, hem çok çekici..
ama 3ün eksikliğini hep hissettim. hissettikçe canımı acıttı.
ayrılmak istememin en büyük nedeni de buydu.
belki 3ünü hiç bi zaman aynı insanda bulamam. belki hiçbiri batman'in tırnağı bile olamayacak.
belki ayrılmamız tamamen aptallıktı.
belki geri dönüşü olmayan bi hata yaptım.
diyorum ya, herşey hayallerimdeki gibi olsa çok güzel olurdu. aradığım herşeye sahip, beni tamamlayan bi insan.
tek eksiğim bu..

15 yorum:
manikür olayına girdim. sağ elim suda, sol elimle cepten kumanda paneline bakıyordum. paper doll bişey yazmış oley dedim ardından batman, fuck! diyip sol elle bilgisayarı açıp yazıyı okumam bir oldu.
batman ile barışmamı ve barışmamamı neden istiyorsun diye sorsaydın sana hemen hemen bu yazdıklarını yazardım. sen benim eski sevgilimle neden barışmamamı istiyorsan işte nedenler aynı özlemler aynı ve tepki aynı: "istediğim şey bu diil, sahip çıkan biri"
xoxo sol el
Bi an barışacakmışsınız gibi geldi. Ne bileyim ilgilenmiş, konuşmuş, biraz flirt bile etmiş. Ama dediğin gibi şefkat yok adamda. "Kendin gidersin, kaybolmazsın" demek bazılarına normal ya da hafif gelebilir ama bana gelmez şahsen. O kadar flirt sonrasında insan bi atak, bi incelik, bi bi şey bekliyor yani.
Bu arada o senin blogunu biliyordu herhalde di mi, okursa falan bu iş olur belki ha olma mı peypır?
@french
biliyorum. sana söylediklerimde de, düşündüklerimde de haklıyım. bile bile aynı tuzağa düşmemem gerek dimi?
merak etme bunu da ignore edip, üzülmemeye çalışırım ben.
@leah
blogumu biliyo da okumuyodur artık.
biraz değil, gece boyunca sevgili gibiydik. ama bu iş olur olmaz meselesi kadar basit değil olay.
sonuçta ayrılırken tek bi kavgamız yoktu, ikimiz de birbirimizi seviyoduk. sadece o kadar aydan sonra geleceği düşünüp, mantıklı davranmamız gerekiyodu. şimdi o karara sadık kalmamız gerek.
Bir erkek çok zeki olabilir, çok yakışıklı olabilir ama sahiplenmiyorsa o ilişki yürümüyor. Ben şu anki ilişkime kadar hep eksikliğini yaşadım bunun.
Arkadaşlarımın sevgilileri onların nereye gittiğini merak ederdi, ne yaptığını, hasta olduğunda her şeyiyle ilgilenirlerdi. Ben gidiyorum der giderdim, beni merak etmezlerdi hiç geç kaldığım zaman falan Boşluğunu çok yaşadım.
Şimdi sahiplenme duygusunun ne kıymetli bir şey olduğunu çok iyi biliyorum.
anlıyosun dimi cyk :/
Zamanında aynı duyguyu yaşadığım için o kadar iyi anlıyorum ki seni, bir sonraki ilişkinde bu beklentini en ön sıralara koymalısın bence.
oyy doldurdun gene gözlerimi paperim:/ belki de bir ilişkide en çok aradığımız sahiplenme duygusu oluyor..böyle düşünsün bizi,sarsın sarmalasın,bizim aklımıza gelmeyeni o hatırlayıp yapsın.. bunlar olmadan olmuyor işte gitmiyor.. ama ortasını da iyi tutturmak lazım.. yoksa fazla gelir o zamanda kaçarız..amaaan :)
fazla gelsin, hiç kaçmam nunuş:/
Belki de biz erkeklerden çok şey bekliyoruz. Yani şefkat göstermek onlara fazla geliyordur belki. İnce düşünemiyorlardır.
Ya da şu an sadece kendimi avutuyorum bunlarla.
o açıdan bakarsak, onu kaybettiğim için çok üzülüyorum. bakmamaya çalışıyorum o yüzden.
ah benim yaralı aşk kuşum. o koku duyunca insanın içinden geçen elektrik akımını çok iyi bilirim. Birden bire anıları film şeridi gibi geçer önünden.
Herkesin aşkı algılaşıyı ve yaşayışı çok farklı ama yinede herkesinki çok güzel bence. Seninkide öyle. Yorumuma şu arabesk sözlerle son verirken güzel yanaklarından öper, bana hazırladığın şahane tema için sana birkez daha şükranlarımı sunarım.
"aaaaşıksın. dırıırırrrrıı
aşıksııııın. dırırırırır
Sen aşıksın ar-ka-daaaaşş!"
rica ederim tuğbek.
şarkıyı da duymamazlıktan gelcem müsadenle:)
onu o eksikliğine rağmen kabul edecek kadar çok istememişsin demek ki paperdoll. bence o yüzden kafanı daha çok kurcalamana gerek yok... desem de böyle karşılaşmalar bünyeyi alt üst ediyo işte...
Oturup bu kadar kişisel bir yazıyı sıkılmadan okumazdım ben, içim gıcıklandı yahu, duygulandım fenalaştım: )
@jose
evet aynen öyle.
@hüsnü neşedenyana
teşekkür ederim!!:)
Yorum Gönder