bu aralar hafızamda bi sorun var.. yaptığım şeylerin belli kısımları kafamda yok, eksik. ne yapsam hatırlayamıyorum ve bu durum fena halde sinirlerimi bozuyo. mesela dün birine mesaj yollamak istemiştim. yolladım ve saatlerce cevap bekledim. sonra herhangi bi cevap gelmeyince, kaçta gönderdiğime bakmak için giden kutusuna bi baktım. yok. öyle bi mesaj hiç gitmemiş. düşündüm, mesajı yazdığımı ve yollamadan önce tekrar okuduğumu hatırlıyorum. ama send'e basıp basmadığım?? onu hatırlamıyorum işte. ya da basmadıysam noldu da vazgeçtim, onu da hatırlamıyorum.
sonra evdeki takı malzemelerinden siyah bi zinciri beğendim ve bileklik yapmak için bi parçasını kestim diye hatırlıyorum. sabah onu bulmak için odamı talan ediyorum ama yok. düşünüyorum, evet zinciri beğendim, koluma geçirip ölçüsünü aldım, keski elimdeydi ama bi parça kestim mi yoksa öylesine bıraktım mı ha-tır-la-mı-yo-rum. bu şekilde delirebilirim çok geçmeden.
birbirimize hiç alınmadan, küsmeden, saatlerce tartışabildiğim insanları çok ama çok seviyorum. çünkü benim kafam hep muhalefet çalışır. bi fikrin doğruluğunu kabul etmem için önce karşıt fikri düşünüp çürütmem gerekir. haliyle ortam gerilmeden düşüncelerimi paylaşabildiğim insan sayısı çok az. o yüzden geri kalan insanlara ihtiyacım var. milagro öyledir mesela.. onun görüşleri, benim görüşlerim çok yakın arkadaş olmamıza rağmen uymaz bazen. ama işin güzel kısmı, ne o beni yargılar ne ben onu kınarım. uzun uzun konuşur, neden doğrusunun kendi bildiğimiz olduğunu tartışırız. genelde sonuca bağlanmaz ve herkes kendi bildiğini okur ama kimse alınganlık yapmaz. ya da bazen o "naaaledolsun yaa tamam senin dediğin gibi olsun" der sıyrılır, ama sırf çenemi kapatayım diye biliyorum:P
french oje de öyledir mesela. o da benim kafamdadır. bi fikri varsa sırf karşısındaki başka türlü düşünüyo diye ondan hemen vazgeçmez, uzun uzun tartışır, anlatır. ters düştüğümüz anlarda rahatça tartışabiliriz, ama sonuç değişmiyosa orda bırakırız ve bu bizim aramızdaki arkadaşlığı etkilemez. bu çok güzel bişey bence.
çok hümanist bi insan olmadığımı her fırsatta söylerim. ama iyi niyetime inanan insanlara da ihtiyacım var. seviyorum onları. kötü biri olmadığıma yürekten inanıyorum ve çevremdekilerin beni değerlendirirken bunu göz önüne almalarını istiyorum. bazen tepkilerim ya da konuşma şeklim kırıcı olabilir. bu tamamen çok çok açık sözlü ve hiçbişeyi içinde tutmayan biri olmamdan kaynaklanıyo. hal böyleyken karşımdaki alınıp kırılırsa ya da onu incitmek için böyle davrandığımı düşünürse çok üzülüyorum. çünkü öyle değil.
kötü biri değilim dedim ama bazen şiddete eğilimli biri olduğumdan şüpheleniyorum. hayır, kimseye şiddet uygulamadım, karşıyım da bu fikre. sadece çok sinirlendiğim zamanlar, rüyamda birilerini fena halde dövüyorum. mesela dün hiç tanımadığım bi kızı gördüm rüyamda. daha önce suratını hiç görmedim, bilmiyorum. ama rüyama girdi, beni küçük düşürmeye çalışan bişey söyledi, asansördeydik ve boğazından tutup kapıya çarptım onu:| sonra asansörden indim, gerçekte tanıdığım ve beni üzen birini gördüm, içimden "heeeah dur seeeen" dedim, yanına gittim. bi masanın önünde duruyodu, masaya oturup bacak bacak üzerine attım ve onun kızmasını bekleyerek kışkırtıcı bişey söyledim. beklediğim gibi suratını şekilden şekle sokarak abuk subuk bi cevap verdi ve ben de popomun üzerinde dönmek ve sağ bacağımı 110 derece döndürmek suretiyle ağzının ortasına vuruverdim! (bu hareketi bi jackie chan filminde görmüştüm. bilinçaltı sen nelere kadirsin.)
bunun dışında bi insana fiziksel acı verecek herhangi bi şeye sebep olduğumu düşünemiyorum bile. aslında sadece fiziksel değil, duygusal açıdan acı vermeyi de kaldıramam. bu tabi ki benim kimseyi üzmediğim anlamına gelmez, ne yazık ki herkesi mutlu etmek mümkün değil. ama en azından bunu kasten ve mutlu olarak yapmadığımı bilsinler isterim.
havaların güzelleşmesi beni herşeyden çok ama çok mutlu ediyo. sadece güneş açması bile bütün modumu değiştirebilir. şu an deli gibi mutluyum mesela. gerçi evdeyim ve proje çalışmam gerek ama olsun. dün gaza gelip yazlık babet alışverişine giriştim. beğendiğim ve gerçekten rahat olan modelleri bulmak çok zor o yüzden görünce kaçırmadım ve iki tanesini kaptım geldim. eteklerime, şortlarıma, basic atletlerime ve babetlerime kavuşacağım için benden mutlusu yok şu anda. havalar tekrar bozup keyfimi kaçırmazsa iyi olur. (kızım sana söylüyorum, mikail sen anla.)
ellerimin güzel olup olmadığına hala karar veremedim. çok ince ve uzun parmaklarım var, bazen gözüme çok zarif gözüküyolar, bazen hiç hoşlanmıyorum. bu yüzden çarpıcı renklerde oje sürmekten çekiniyorum hep. ama havalar o kadar güzel ki, en cart en bahar renklerini sürüp sokağa çıkasım var şu an.
bi de turkcell'e söyleyin lütfen bana olur olmadık zamanlarda mesaj atıp durmasın. hayır birinden mesaj beklediğimden değil ama sinirimi bozuyo. çok artist ve hevesli bi insan olduğumdan telefonumu italyanca yapmıştım, "1 nuovo messaggio" yazısını görünce seviniyorum, turkcell ve anlamsız nar pakedi mesajı olduğunu görünce hayal kırıklığına uğruyorum. işin kötüsü bu duruma gıcık olduğunu keşfeden annem de kendince takılmaya başladı bana. bikaç gün önce telefonuma mesaj geldi, koşarak baktım, annem! "merve yemek yemeyecek misin" diye soruyo. ben odamdayım, o da mutfakta. yaptığı pisliği düşünebiliyo musunuz? sonra kimse bana kime çektin diye sormasın, anasının kızıyım işte.
bi mimarın ya da mimarlık öğrencisinin başına gelebilecek en kötü şey, projesinin çakmasını başkasında görmektir. ya da projenin değil ama kullanılan görselleştirme tekniğinin. daha da kötüsü, o kişinin herhangi bi esinlenme söz konusu olduğunu bile söylemiyo oluşudur.
bi doktor kızı olmama rağmen, doktorlardan ve hastanelerden feci korkuyorum. iğne fobim olabilir. ona rağmen geçenlerde hastaneye gidip kan tahlili yaptırdım. bilmem ne indeksim normal değil. orta yaşlara geldiğimde şeker hastalığı riski taşıyomuşum. vücudum insüline karşı direnç göstermeye başlamış. ne demek olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.
bilmiyorum... her şey çok güzel olabilir. olursa sevinirim. sanki olacak gibi bi his de var içimde. bekliyorum.
bu arada bugün çok sevdiğim insan vernon'un doğum günü! birazdan kendisini arycam kutlamak için ama bi de burdan yazym sürpriz olsun dedim. iyi ki doğdun vernon! çok seviyorum seni.
sonra evdeki takı malzemelerinden siyah bi zinciri beğendim ve bileklik yapmak için bi parçasını kestim diye hatırlıyorum. sabah onu bulmak için odamı talan ediyorum ama yok. düşünüyorum, evet zinciri beğendim, koluma geçirip ölçüsünü aldım, keski elimdeydi ama bi parça kestim mi yoksa öylesine bıraktım mı ha-tır-la-mı-yo-rum. bu şekilde delirebilirim çok geçmeden.
birbirimize hiç alınmadan, küsmeden, saatlerce tartışabildiğim insanları çok ama çok seviyorum. çünkü benim kafam hep muhalefet çalışır. bi fikrin doğruluğunu kabul etmem için önce karşıt fikri düşünüp çürütmem gerekir. haliyle ortam gerilmeden düşüncelerimi paylaşabildiğim insan sayısı çok az. o yüzden geri kalan insanlara ihtiyacım var. milagro öyledir mesela.. onun görüşleri, benim görüşlerim çok yakın arkadaş olmamıza rağmen uymaz bazen. ama işin güzel kısmı, ne o beni yargılar ne ben onu kınarım. uzun uzun konuşur, neden doğrusunun kendi bildiğimiz olduğunu tartışırız. genelde sonuca bağlanmaz ve herkes kendi bildiğini okur ama kimse alınganlık yapmaz. ya da bazen o "naaaledolsun yaa tamam senin dediğin gibi olsun" der sıyrılır, ama sırf çenemi kapatayım diye biliyorum:P
french oje de öyledir mesela. o da benim kafamdadır. bi fikri varsa sırf karşısındaki başka türlü düşünüyo diye ondan hemen vazgeçmez, uzun uzun tartışır, anlatır. ters düştüğümüz anlarda rahatça tartışabiliriz, ama sonuç değişmiyosa orda bırakırız ve bu bizim aramızdaki arkadaşlığı etkilemez. bu çok güzel bişey bence.
çok hümanist bi insan olmadığımı her fırsatta söylerim. ama iyi niyetime inanan insanlara da ihtiyacım var. seviyorum onları. kötü biri olmadığıma yürekten inanıyorum ve çevremdekilerin beni değerlendirirken bunu göz önüne almalarını istiyorum. bazen tepkilerim ya da konuşma şeklim kırıcı olabilir. bu tamamen çok çok açık sözlü ve hiçbişeyi içinde tutmayan biri olmamdan kaynaklanıyo. hal böyleyken karşımdaki alınıp kırılırsa ya da onu incitmek için böyle davrandığımı düşünürse çok üzülüyorum. çünkü öyle değil.
kötü biri değilim dedim ama bazen şiddete eğilimli biri olduğumdan şüpheleniyorum. hayır, kimseye şiddet uygulamadım, karşıyım da bu fikre. sadece çok sinirlendiğim zamanlar, rüyamda birilerini fena halde dövüyorum. mesela dün hiç tanımadığım bi kızı gördüm rüyamda. daha önce suratını hiç görmedim, bilmiyorum. ama rüyama girdi, beni küçük düşürmeye çalışan bişey söyledi, asansördeydik ve boğazından tutup kapıya çarptım onu:| sonra asansörden indim, gerçekte tanıdığım ve beni üzen birini gördüm, içimden "heeeah dur seeeen" dedim, yanına gittim. bi masanın önünde duruyodu, masaya oturup bacak bacak üzerine attım ve onun kızmasını bekleyerek kışkırtıcı bişey söyledim. beklediğim gibi suratını şekilden şekle sokarak abuk subuk bi cevap verdi ve ben de popomun üzerinde dönmek ve sağ bacağımı 110 derece döndürmek suretiyle ağzının ortasına vuruverdim! (bu hareketi bi jackie chan filminde görmüştüm. bilinçaltı sen nelere kadirsin.)
bunun dışında bi insana fiziksel acı verecek herhangi bi şeye sebep olduğumu düşünemiyorum bile. aslında sadece fiziksel değil, duygusal açıdan acı vermeyi de kaldıramam. bu tabi ki benim kimseyi üzmediğim anlamına gelmez, ne yazık ki herkesi mutlu etmek mümkün değil. ama en azından bunu kasten ve mutlu olarak yapmadığımı bilsinler isterim.
havaların güzelleşmesi beni herşeyden çok ama çok mutlu ediyo. sadece güneş açması bile bütün modumu değiştirebilir. şu an deli gibi mutluyum mesela. gerçi evdeyim ve proje çalışmam gerek ama olsun. dün gaza gelip yazlık babet alışverişine giriştim. beğendiğim ve gerçekten rahat olan modelleri bulmak çok zor o yüzden görünce kaçırmadım ve iki tanesini kaptım geldim. eteklerime, şortlarıma, basic atletlerime ve babetlerime kavuşacağım için benden mutlusu yok şu anda. havalar tekrar bozup keyfimi kaçırmazsa iyi olur. (kızım sana söylüyorum, mikail sen anla.)
ellerimin güzel olup olmadığına hala karar veremedim. çok ince ve uzun parmaklarım var, bazen gözüme çok zarif gözüküyolar, bazen hiç hoşlanmıyorum. bu yüzden çarpıcı renklerde oje sürmekten çekiniyorum hep. ama havalar o kadar güzel ki, en cart en bahar renklerini sürüp sokağa çıkasım var şu an.
bi de turkcell'e söyleyin lütfen bana olur olmadık zamanlarda mesaj atıp durmasın. hayır birinden mesaj beklediğimden değil ama sinirimi bozuyo. çok artist ve hevesli bi insan olduğumdan telefonumu italyanca yapmıştım, "1 nuovo messaggio" yazısını görünce seviniyorum, turkcell ve anlamsız nar pakedi mesajı olduğunu görünce hayal kırıklığına uğruyorum. işin kötüsü bu duruma gıcık olduğunu keşfeden annem de kendince takılmaya başladı bana. bikaç gün önce telefonuma mesaj geldi, koşarak baktım, annem! "merve yemek yemeyecek misin" diye soruyo. ben odamdayım, o da mutfakta. yaptığı pisliği düşünebiliyo musunuz? sonra kimse bana kime çektin diye sormasın, anasının kızıyım işte.
bi mimarın ya da mimarlık öğrencisinin başına gelebilecek en kötü şey, projesinin çakmasını başkasında görmektir. ya da projenin değil ama kullanılan görselleştirme tekniğinin. daha da kötüsü, o kişinin herhangi bi esinlenme söz konusu olduğunu bile söylemiyo oluşudur.
bi doktor kızı olmama rağmen, doktorlardan ve hastanelerden feci korkuyorum. iğne fobim olabilir. ona rağmen geçenlerde hastaneye gidip kan tahlili yaptırdım. bilmem ne indeksim normal değil. orta yaşlara geldiğimde şeker hastalığı riski taşıyomuşum. vücudum insüline karşı direnç göstermeye başlamış. ne demek olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.
bilmiyorum... her şey çok güzel olabilir. olursa sevinirim. sanki olacak gibi bi his de var içimde. bekliyorum.
bu arada bugün çok sevdiğim insan vernon'un doğum günü! birazdan kendisini arycam kutlamak için ama bi de burdan yazym sürpriz olsun dedim. iyi ki doğdun vernon! çok seviyorum seni.

6 yorum:
ben de seni çok seviyorum paper'ım :)
:sevgiyumağısmiley:
Annenle oda arkadaşım birbirine çok benziyo.. Yataklarımız arasında yaklaşık 70 cm mesafe olmasına rağmen yemeğe çıkalım mı demek için facebook'dan mesaj atıyo :)
benim hafızamda her zaman bu sorun var... :/
vernon efendi, ona sadece ben paperim derim. çav!
@bir ince ses,
tek farkı annemin 45 yaşında olgun bir kadın olması!
@melly
napıcaz o zaman ya :/
@frenço
bana sadece frenço paperim der. ciao.
Yorum Gönder