- çook uzun süredir adam gibi blog yazamıyorum. şu yasaklar masaklar iyice soğuttu beni yazmaktan, bi türlü toparlayamadım. ayrıca hayatım fena halde rutine bağladı ve yazmaya değecek şeyler yaşamıyorum.
eeh..
en azından kötü şeyler de gelmiyor başıma. bu bi teselli sayılabilir.
geçen yazımda saçmaladığım şeyler hariç herhangi bi acı çekmiyorum, buna da şükür.
- şu kozmetik mağazalarındaki kadınların, ellerinde olmayan bir ürünü sorduğumda bana uzaylı gibi bakmalarından nefret ediyorum! "hayır bizde o yok" demiyolar açık açık da sanki öyle bi ürün hiç var olmamış, ben uyduruyomuşum gibi davranmıyolar mu sinir oluyorum!! daha bugün başıma geldi yine. yardımcı olabilir miyim diye başıma üşüştü çalışanların biri -ki bundan da nefret ederim- sonra da yardımcı olmayı bırak bana şizofren muamelesi yaptı. raflara baktım baktım, göremeyince kalıp ya da tablet ağda satıp satmadıklarını sordum. şunu mu sordunuz diye bana bildiğin klasik el ağdası verdi. hayır bu değil dedim, tarif ettim. ömründe ilk defa duyuyomuş gibi boş boş yüzüme baktı. ama nasıl inandırıcı bi ifade! ya hani kuaförlerde kullandıkları dedim, daha detaylı tarif ettim, bana hazır ağda bantlarını gösterip bunu kullanıyo onlar dedi. deli midir nedir! ömründe kuaföre gitmemiş herhalde. dişlerimi sıka sıka hayır bu değil dedim biiiiiiiir kere daha tarif ettim, boooooş boooş suratıma baka baka öyle bi ürün yok dedi. o an hayatında hiç ağda yapmamış ya da kuaföre gitmemiş olabileceğinden şüphelendim. tek bi hamleyle yere yatırıp pantolunun paçasını kaldırıp "ahaaaa!" diye kendisini enselemek istedim ama yine de insanlık bende kalsın dedim.
deli midir nedir! keşke o hızla telefonu çıkarıp, google'da aratıp, kanıtlasaydım! çok içimde kaldı. gidip başka bi yerden alıp ona götürüp "bu ne bu? bak bakiim var mıymış yok muymuş!" desem mi acaba???
- ama şu satıcılardan çektiğim kadar hiçbişeyden çekmedim ben ya. geçenlerde yine bi kozmetik mağazasına girdim, çok tatlı renkte bi kalem far beğendim. şansıma sadece bi tanecik vardı ve o da korkunç haldeydi. üzerinde bi ton tırnak izi, bi kısmı çoktan açılmış, kullanılmış falan. aslında öyle bi ürünü asla almamam gerekirdi ama çok çok beğenmiştim o yüzden aldım. alırken de kasadaki kadına "lütfen bi daha ürünlerden birer tanesini tester olarak ayırın da insanlar satılacak olanları bunun gibi kullanmasınlar" dedim. "siz zaten tester'ı almışsınız" dedi bön bön. hani neresinde tester yazıyo bunun dedim, uzuuun uzuun inceledi, yazmıyo ama bu tester kullanılmış çünkü dedi. evet kullanılmış olduğunun ben de farkındayım ama ilgilenen arkadaşınız bunun tester olmadığını söyledi ki ben de şu anda kendisini satın alıyorum dedim. bana inanmadı herhalde ki o ilgilenen satıcıyı çağırdı, o da beni doğrulayınca "evet bu tester değil, ama almak zorunda değilsiniz" dedi. sanki ben almak zorunda olmadığımı bilmiyorum! sen kasada fiş keserken içerde benim boğazıma bıçak dayadılar ve almazsam buradan çıkamayacağımı söylediler!! te allam!!
yalnız gerçekten bahsettiğim şey çok sinir bi durum! hiçbi ürünün testerı bulunmuyo orda ve her gelen bikaçını açıp kafasına göre deniyo. hatta ben bizzat ordaki çalışanlardan şüpheleniyorum! hepsi sabahtan hayalet gibi makyajsız gelip sonra ordan ellerine ne geçerse alıp yüzlerine sürüyolar çünkü. palyaço gibiler! sürüp sürüp satılıkmış gibi yerine koyma bari allahsız!
- bi de hani şu "o yok ama yerine bu var. bu da aynı. hatta çok daha iyi." deme huyları var hani. ayak yapma kadın. sırf satış yapmak için söylüyosun ikimiz de biliyoruz. gerçi ben her seferinde bi kafa karışıklığına düşüp, kararsız kalıyorum ama neyse.
- ayrıca bu konuda gelinen son nokta, 90lı yılların sonunda rastladığım kasetçi amcadır.
b: merhaba haluk levent'in kaseti var mı acaba? (ne var! o zaman çok popülerdi)
k: yok.. levent yüksel var? onu al?
b: hayır onu istemiyorum.
k: sertap erener var? eski karısı??
höh.
- ha bi de şey vardı.. ergenlik çağlarındayım sanırım, hem anneme hem kendime kontör almam gerekiyodu.
b: 2 tane 100 kontör alabilir miyim?
m: 250lik veriyim? daha ucuza gelir?
b: hayır 2 tane 100 istiyorum.
m: tamam işte şey yap.. 250 al, sonra 50 50 başkasına gönder??
evet zekice.
- ıssız adaya düşcek olsam yanıma french ojeyi alabilirim. herşeye yeteneği var çünkü hatunun. her işini iki dakikada hallediyo. mesela geçenlerde nişantaşında bi adres arıyoduk beraber, dolmuştayız, ben bikaç dakikalığına telefonuma dalmıştım, bi baktım yanımızda oturan kokoş teyzeyle muhabbete dalmış, o arada şoförle de kanka olmuş, çoktan adresi öğrenmiş falan.. inince de elimizle koymuş gibi bulduk yeri. sonra ordan taksime geçtik, pasajlardan birine de uğradık. kaşla göz arası ilgilenen adamı kafalayıverdi, bize bi ilgi bi alaka, görmeniz lazım! baya da indirim yaptırdı, ben de sebeplenmiş oldum. son olarak da limonlu bahçede otururken canım sigara istemişti ama normalde içmediğim için yanımda paket de yok haliyle. hop garsonu çağırdı, çizmeli kedi bakışlarıyla çocuktan bi tane istedi. hemen sigaram uzatıldı, yakıldı. böyle bi rahatlık yok yani. yanımda french varken vip üyesi gibiyim. gak deyince su, guk deyince yemek!
- bu arada ben sonunda 4yıllık kabus gibi lisans hayatımı bitirdim, artık öğrenci değil mimarım. çok garip.
- tabi mezun olabilmem için önce 2 yıl öncesinden kalma staj defterimi imzalatmam gerekiyodu. en son ofisten "hadi o zaman yarın görüşürüz" diye çıkıp, 2 yıl boyunca bi daha uğramadığım için tek başıma gitmeye tırstım. o yüzden yanıma aynı yerde staj yapmış olan oğuzu da aldım.
b: oğuz yaa, ben adamlara zaten çok mahcubum, giderken bi çikolata pasta falan alalım bence.
o: tamam, sen kız olduğun için çikolata seçimini sana bırakıyorum.
b: benceeeeeeeeee... böyle kocaman kalp şeklinde bi çikolata olsun! üzeri kırmızı fiyonklu! çok şeker. onlardan olsun.
o: hmm o zaman çikolata seçimini bi erkek olarak bana bırakıyosun, anlaştık.
meeeh.
eeh..
en azından kötü şeyler de gelmiyor başıma. bu bi teselli sayılabilir.
geçen yazımda saçmaladığım şeyler hariç herhangi bi acı çekmiyorum, buna da şükür.
- şu kozmetik mağazalarındaki kadınların, ellerinde olmayan bir ürünü sorduğumda bana uzaylı gibi bakmalarından nefret ediyorum! "hayır bizde o yok" demiyolar açık açık da sanki öyle bi ürün hiç var olmamış, ben uyduruyomuşum gibi davranmıyolar mu sinir oluyorum!! daha bugün başıma geldi yine. yardımcı olabilir miyim diye başıma üşüştü çalışanların biri -ki bundan da nefret ederim- sonra da yardımcı olmayı bırak bana şizofren muamelesi yaptı. raflara baktım baktım, göremeyince kalıp ya da tablet ağda satıp satmadıklarını sordum. şunu mu sordunuz diye bana bildiğin klasik el ağdası verdi. hayır bu değil dedim, tarif ettim. ömründe ilk defa duyuyomuş gibi boş boş yüzüme baktı. ama nasıl inandırıcı bi ifade! ya hani kuaförlerde kullandıkları dedim, daha detaylı tarif ettim, bana hazır ağda bantlarını gösterip bunu kullanıyo onlar dedi. deli midir nedir! ömründe kuaföre gitmemiş herhalde. dişlerimi sıka sıka hayır bu değil dedim biiiiiiiir kere daha tarif ettim, boooooş boooş suratıma baka baka öyle bi ürün yok dedi. o an hayatında hiç ağda yapmamış ya da kuaföre gitmemiş olabileceğinden şüphelendim. tek bi hamleyle yere yatırıp pantolunun paçasını kaldırıp "ahaaaa!" diye kendisini enselemek istedim ama yine de insanlık bende kalsın dedim.
deli midir nedir! keşke o hızla telefonu çıkarıp, google'da aratıp, kanıtlasaydım! çok içimde kaldı. gidip başka bi yerden alıp ona götürüp "bu ne bu? bak bakiim var mıymış yok muymuş!" desem mi acaba???
- ama şu satıcılardan çektiğim kadar hiçbişeyden çekmedim ben ya. geçenlerde yine bi kozmetik mağazasına girdim, çok tatlı renkte bi kalem far beğendim. şansıma sadece bi tanecik vardı ve o da korkunç haldeydi. üzerinde bi ton tırnak izi, bi kısmı çoktan açılmış, kullanılmış falan. aslında öyle bi ürünü asla almamam gerekirdi ama çok çok beğenmiştim o yüzden aldım. alırken de kasadaki kadına "lütfen bi daha ürünlerden birer tanesini tester olarak ayırın da insanlar satılacak olanları bunun gibi kullanmasınlar" dedim. "siz zaten tester'ı almışsınız" dedi bön bön. hani neresinde tester yazıyo bunun dedim, uzuuun uzuun inceledi, yazmıyo ama bu tester kullanılmış çünkü dedi. evet kullanılmış olduğunun ben de farkındayım ama ilgilenen arkadaşınız bunun tester olmadığını söyledi ki ben de şu anda kendisini satın alıyorum dedim. bana inanmadı herhalde ki o ilgilenen satıcıyı çağırdı, o da beni doğrulayınca "evet bu tester değil, ama almak zorunda değilsiniz" dedi. sanki ben almak zorunda olmadığımı bilmiyorum! sen kasada fiş keserken içerde benim boğazıma bıçak dayadılar ve almazsam buradan çıkamayacağımı söylediler!! te allam!!
yalnız gerçekten bahsettiğim şey çok sinir bi durum! hiçbi ürünün testerı bulunmuyo orda ve her gelen bikaçını açıp kafasına göre deniyo. hatta ben bizzat ordaki çalışanlardan şüpheleniyorum! hepsi sabahtan hayalet gibi makyajsız gelip sonra ordan ellerine ne geçerse alıp yüzlerine sürüyolar çünkü. palyaço gibiler! sürüp sürüp satılıkmış gibi yerine koyma bari allahsız!
- bi de hani şu "o yok ama yerine bu var. bu da aynı. hatta çok daha iyi." deme huyları var hani. ayak yapma kadın. sırf satış yapmak için söylüyosun ikimiz de biliyoruz. gerçi ben her seferinde bi kafa karışıklığına düşüp, kararsız kalıyorum ama neyse.
- ayrıca bu konuda gelinen son nokta, 90lı yılların sonunda rastladığım kasetçi amcadır.
b: merhaba haluk levent'in kaseti var mı acaba? (ne var! o zaman çok popülerdi)
k: yok.. levent yüksel var? onu al?
b: hayır onu istemiyorum.
k: sertap erener var? eski karısı??
höh.
- ha bi de şey vardı.. ergenlik çağlarındayım sanırım, hem anneme hem kendime kontör almam gerekiyodu.
b: 2 tane 100 kontör alabilir miyim?
m: 250lik veriyim? daha ucuza gelir?
b: hayır 2 tane 100 istiyorum.
m: tamam işte şey yap.. 250 al, sonra 50 50 başkasına gönder??
evet zekice.
- ıssız adaya düşcek olsam yanıma french ojeyi alabilirim. herşeye yeteneği var çünkü hatunun. her işini iki dakikada hallediyo. mesela geçenlerde nişantaşında bi adres arıyoduk beraber, dolmuştayız, ben bikaç dakikalığına telefonuma dalmıştım, bi baktım yanımızda oturan kokoş teyzeyle muhabbete dalmış, o arada şoförle de kanka olmuş, çoktan adresi öğrenmiş falan.. inince de elimizle koymuş gibi bulduk yeri. sonra ordan taksime geçtik, pasajlardan birine de uğradık. kaşla göz arası ilgilenen adamı kafalayıverdi, bize bi ilgi bi alaka, görmeniz lazım! baya da indirim yaptırdı, ben de sebeplenmiş oldum. son olarak da limonlu bahçede otururken canım sigara istemişti ama normalde içmediğim için yanımda paket de yok haliyle. hop garsonu çağırdı, çizmeli kedi bakışlarıyla çocuktan bi tane istedi. hemen sigaram uzatıldı, yakıldı. böyle bi rahatlık yok yani. yanımda french varken vip üyesi gibiyim. gak deyince su, guk deyince yemek!
- bu arada ben sonunda 4yıllık kabus gibi lisans hayatımı bitirdim, artık öğrenci değil mimarım. çok garip.
- tabi mezun olabilmem için önce 2 yıl öncesinden kalma staj defterimi imzalatmam gerekiyodu. en son ofisten "hadi o zaman yarın görüşürüz" diye çıkıp, 2 yıl boyunca bi daha uğramadığım için tek başıma gitmeye tırstım. o yüzden yanıma aynı yerde staj yapmış olan oğuzu da aldım.
b: oğuz yaa, ben adamlara zaten çok mahcubum, giderken bi çikolata pasta falan alalım bence.
o: tamam, sen kız olduğun için çikolata seçimini sana bırakıyorum.
b: benceeeeeeeeee... böyle kocaman kalp şeklinde bi çikolata olsun! üzeri kırmızı fiyonklu! çok şeker. onlardan olsun.
o: hmm o zaman çikolata seçimini bi erkek olarak bana bırakıyosun, anlaştık.
meeeh.

18 yorum:
Kozmetikçilerle aynı sorunu yaşadım iki gün önce. Sarıkız maden sodası nemlendirici yüz spreyi çıkarmış, var mı sizde dedim. Sanki "yüzüme dana böbreği sürücem" demişim gibi baktı. Kendisi suratına dükkanda ne kadar fondoten, pudra sürmüş, uzaylı gibi görünüyodu ama ondan hiç bahsetmiyorum. Azcık kozmetik blogu okusalar, az kendilerini geliştirseler ölürler sanki. Makyajı kalıp halinde sürülen fondoten+pudra ve yanakları heidi kırmızılığına taşıyan allık zannediyolar malesef.
hahahahha evet okumuştum onu twitterında :))
gerçekten neden dünyadan bi haber yaşıyolar, neden en azından işlerini düzgün yapmıyolar hiç anlamıyorum.
paperım seni kumayı ne kadar özlemişim yaa su gibi okudum bitti hemenccecikk!!!!
ayrıca şu vediğimörnekler harika. okurken nasıl "aynen yaa!" dedim görmen lazım başımla durmadan onayladım falan :)
ben de pazarda soya filizi aradım bulamadım ve bana bi de uzaylı muamelesi yaptılar ki inanılır gibi değil :)
awww kıyamam :)
demek hepimiz mağdurmuşuz bu durumdan :))
"yok abla soyanın filizi yenmiyo, naptın sen" demediklerine dua et ayrıca :))
Şu kozmetik mağazalarından bende çok mağrudurum,altı üstü el kremi almak için girdim,hemen boya küpünün biri yanıma yaklaştı,kremlere bakıyorum,boya küpü bana bakıyor o kadar rahatsız oldum ki anlatamam. Çıkmak istedim,bu kez de tepemde ötmeye başladı 'burda bulamıyorsanız hiç bir yerde bulamazsınız,bence şu ürünü kaçırmayın vs.' Alacağım flormar marka bilindik bi krem,heryerde var burda yok,almıcam işte flormar alıcam ben. Ama yok kadından bi tokat yemediğim kaldı resmen. Uyuz olmuştum.
Ha bu arada inşallah bu yazını o boya küplerinden biri okur da nasıl davranması gerektiğini öğrenir.
seninle ıssız adaya düşmem! hayır yani orda en fazla kurda kuşa cilve yapıcam o da olmaz. koskoca fırenç.. no no.
Sabah sabah çok güldürdün beni paper.
Geçende bende internetten gördüğüm hangi markaydı hatırlamıyorum ama krem pudrayı bir kozmetikçiye sorayım dedim, kadın bu markanın öyle bir ürünü yok dedi çıktı internette gördüğüm neydi acaba hala düşünmekteyim.
Ayrıca kasetçi amca tam bir pazarlamacıymış hakkını vermek lazım.
@missbone
ayyy evet bi de o huyları var! "burda bulamazsanız hiçbi yerde bulamazsınız." bence bunların standart bi iş eğitimi var, işe alınınca herkes aynı cümleleri ezberliyo.
@frenço
hadi yaa... o zaman şey yap. sen beni yokla arada, uzun süre haber alamazsan bil ki ıssız bi adaya düşmüşüm sonunda. yakışıklı bi pilot ayarla, beni kurtarmaya gel. deal?
@cyk
allahııım bi de nasıl kesin konuşuyolar öyle, insan kendinden şüpheleniyo yani. bi daha herhangi bi kozmetik mağazasına gidersem yabancı taklidi yapıcam, no turkish no turkish dicem beni rahat bıraksınlar. en azından kafam karışmaz!
Hahahaa ağda macerasına çok güldüm! Sanırım kartuş diye satıyorlar onu. Ama kozmetikde çalışıp da onu bilmiyorsan bırak zaten bu işi!..
Canım çok özledimmmm bu arada!!
bak sen de bilmiyosun tuğçeeeeee!:O
kartuş ağda başka bu başka.
kalıp ağda şöyle bişey, kuaförler bundan kullanıyolar, makinesinde eritip sürülüyo.
http://www.siragdamakinesi.com/images_urun/422c3cd5f2318e4821d8cf1b817eb1d4876f1113ad3a7b432a8e37cd42e7ae8c.jpg
tablet ağda da onun küçük küçük tabletler halinde satılanı. 1-2 tanesini alıp eritip kullanıyosun, o da böyle;
http://www.bakimliolmak.com/admin/editor_files/up_images/cezve-set-2.jpg
+ben de özledim meh meh :)
Hahahaaa evet benim dediğim bu değildi! Ben lazere geçeli ağda piyasasında baya gelişmeler olmuş kuşum hiç haberim yok! :)))
Yine buluşsak keşke
hahhhaa :)) evet ben de artık geçmek ve piyasadan çekilmek istiyorum tuğbek :)
valla ben frenchle 4305328kere buluştum o arada, hep de seni sordum ama o kadar yoğun ki biz bile ne zamandır görüşemiyoruz dedi ilişmek istemedim. benim okulum bitti nasılsa, temmuzun ikince haftası tatile gidicem ama aralarda dönerim istanbula. sen müsait olduğun bi zaman belirle, ben uyarım sana :*
çOK SEVİNİRİM canım! gitmeden kaynatırız!..
selamınaleyküm.fotoğrafta sanki taharet gidermek üzereymiş gibi çıkmışsınız.bayan blogları arasında en beğendiğim blog.severek takip ediyoruz.
hahaha fotoğraftaki ben diilim yalnız :)
+teşekkür ettim!
uzun zaman oldu... yazılarını özledim.
aww:)
ben de yazmayı özledim aslında ama bi türlü elim gitmiyo bloggera.
neyse bişeyler yazym o zaman en kısa zamanda.
Yorum Gönder